Efendim, bugün Drejo'nun bir resmini bulduk da sayfalarımıza koyduk ya, aklımıza onun bir hikayesi daha düştü. Bugün de onu yazalım.
Drejo'nun Osmaniye'ye yeni geldiği yıllar... O yıllarda da, belediyede çalışan bir Hacı E. var. "Allah taksiratını affetsin..." desek bir faydası olur mu bilemiyoruz ama kimilerinin karşı cinsi bırakıp kendi cinslerine meylettikleri gibi bu Hacı Efendi de kendi cinsine karşı zaaf duymaktan kendini alamayanlardan biri imiş... Onun bu zaafını bilenlerden ve Drejo'nun da saydığı birisi, bir gün bu Hacı efendiye diyor ki:
-"Oğlum Hacı, tam senin istediğin gibi birisi var, bana yanaşıp duruyor ama bilirsin benim bu taraklarda bezim yok. İstersen sana yollayım!.."
Drejo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Drejo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Mart 2011 Pazartesi
"Bana bir dilekçe yaz!.."
Gönderen
Hikayeci: Vecihi Batmaz
zaman:
06:23
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
(18+) Hikayeler,
Drejo
27 Şubat 2011 Pazar
İlacın ne kabahatı var?l...
Efendim, hazır Drejo'dan söz açmışken, onun yeni bir hikayesini daha anlatarak, sıcağı sıcağına, onu bir daha anmış olalım.
Yıl yine 1960'lar... O günlerde Drejo'da bir hareketlilik var. Çınarlı Kahve ile Büyük Cami'yi ayıran taş duvarın, oldukça sota bir yerinde, kendinden oldukça yaşlı bir Kürt ile sürekli buluşuyor ve kendi aralarında hımır hımır, hararetle ve uzun uzun bir şeyler konuşuyorlar... Bu durum bir kaç gün devam etti. Belli ki, Drejo yine yeni bir iş peşinde... Millet de; kokusu nasıl olsa yakında çıkacaktır diye, merakla bekleşiyor. Derken, Drejo bir gün elinde bir paketle geliyor ve kendisini merak ve sabırsızlıkla beklediği belli olan o yaşlı Kürde el altından bu paketi teslim ediyor.
Yıl yine 1960'lar... O günlerde Drejo'da bir hareketlilik var. Çınarlı Kahve ile Büyük Cami'yi ayıran taş duvarın, oldukça sota bir yerinde, kendinden oldukça yaşlı bir Kürt ile sürekli buluşuyor ve kendi aralarında hımır hımır, hararetle ve uzun uzun bir şeyler konuşuyorlar... Bu durum bir kaç gün devam etti. Belli ki, Drejo yine yeni bir iş peşinde... Millet de; kokusu nasıl olsa yakında çıkacaktır diye, merakla bekleşiyor. Derken, Drejo bir gün elinde bir paketle geliyor ve kendisini merak ve sabırsızlıkla beklediği belli olan o yaşlı Kürde el altından bu paketi teslim ediyor.
Gönderen
Hikayeci: Vecihi Batmaz
zaman:
07:54
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Drejo,
Osmaniye'den Hikayeler
23 Şubat 2011 Çarşamba
"Benim avrat bunu duymasın!.."
Epeydir bizim "Drejo"dan söz etmez olduk, aklımıza gelmişken hemen onun bir hikayesini daha anlatalım da, üzerimizde hakkı kalmasın...
Drejo, Osmaniye'ye gelmeden evvel, epey bir zaman Adana'nın büyük çiftliklerinde ve köylerinde çalışmış. Zaman zaman, aklına estikçe, denk düştükçe oradaki anılarını anlatır, milleti güldürürdü. (Hemen söylemek gerekir ki, Adana'nın adamı; bizim buraların adamına nazaran daha bir haşindir, küfürleri ve şakaları daha bir ağırdır. Kısmı ekserisi, küfür etmek için ağzını açmayagörsün, -sümmü haşâ- Allah, kitap bırakmaz da, ne varsa yere indirir!...)
Drejo, Osmaniye'ye gelmeden evvel, epey bir zaman Adana'nın büyük çiftliklerinde ve köylerinde çalışmış. Zaman zaman, aklına estikçe, denk düştükçe oradaki anılarını anlatır, milleti güldürürdü. (Hemen söylemek gerekir ki, Adana'nın adamı; bizim buraların adamına nazaran daha bir haşindir, küfürleri ve şakaları daha bir ağırdır. Kısmı ekserisi, küfür etmek için ağzını açmayagörsün, -sümmü haşâ- Allah, kitap bırakmaz da, ne varsa yere indirir!...)
Gönderen
Hikayeci: Vecihi Batmaz
zaman:
12:56
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
(18+) Hikayeler,
Adana Hikayeleri,
Drejo
11 Ekim 2010 Pazartesi
Drejo Eşkiya oldu!
Madem Drejo'dan bahsettik, ona ait yeni bir anı ile devam edelim.
Yıl 1950'li yıllar...Rahmetli amcam Ziraat Bankası'na gitmiş. Müdürün odasında, Demokrat Parti'nin bir kaç ileri geleni ile oturuyor. Bu arada, Adana'dan amcama gelen bir telefon üzerine babam Drejo'yu Ziraat Bankası'na yolluyor ve gelen telefondan abisini haberdar etmesini istiyor. Drejo bankaya gidiyor. Müdür odasına girer girmez, rahmetli amcam atılıyor: "Beyler! Bakın ve bu adamı iyi tanıyın! Bu adam aslen Urfalı. Daha henüz bir çocukken, tarlada abisini kan davası nedeniyle vurdular. Bunun üzerine bu Drejo silaha sarıldı ve abisini vuranlardan ikisini anında ortadan kaldırdı. Tabii, bu olay üzerine candarma Drejo'nun peşine düştü. Şu dere senin, bu tepe benim derken, bunu bir dağda kıstırdılar. Al ha, ver ha, karşılıklı müsademe başladı ve Drejo bir Başçavuş ve iki Onbaşıyı şehit etti ama yakalanmaktan da kurtulamadı ve neticeten dama düştü. Ama, Drejo bu, orada da rahat durmadı. Çünkü, hesabını göreceği daha kaç düşmanı var! Derken, öte etti, beri etti, ne yaptıysa yaptı, mahpusu "yardı". Amma, tam kaçarken candarma da ayıktı. Haydii, yeniden bir müsaademe...Drejo bir başçavuş ve iki jandarma daha vurmak zorunda kaldı amma kaçmaya da muvaffak oldu..."
Yıl 1950'li yıllar...Rahmetli amcam Ziraat Bankası'na gitmiş. Müdürün odasında, Demokrat Parti'nin bir kaç ileri geleni ile oturuyor. Bu arada, Adana'dan amcama gelen bir telefon üzerine babam Drejo'yu Ziraat Bankası'na yolluyor ve gelen telefondan abisini haberdar etmesini istiyor. Drejo bankaya gidiyor. Müdür odasına girer girmez, rahmetli amcam atılıyor: "Beyler! Bakın ve bu adamı iyi tanıyın! Bu adam aslen Urfalı. Daha henüz bir çocukken, tarlada abisini kan davası nedeniyle vurdular. Bunun üzerine bu Drejo silaha sarıldı ve abisini vuranlardan ikisini anında ortadan kaldırdı. Tabii, bu olay üzerine candarma Drejo'nun peşine düştü. Şu dere senin, bu tepe benim derken, bunu bir dağda kıstırdılar. Al ha, ver ha, karşılıklı müsademe başladı ve Drejo bir Başçavuş ve iki Onbaşıyı şehit etti ama yakalanmaktan da kurtulamadı ve neticeten dama düştü. Ama, Drejo bu, orada da rahat durmadı. Çünkü, hesabını göreceği daha kaç düşmanı var! Derken, öte etti, beri etti, ne yaptıysa yaptı, mahpusu "yardı". Amma, tam kaçarken candarma da ayıktı. Haydii, yeniden bir müsaademe...Drejo bir başçavuş ve iki jandarma daha vurmak zorunda kaldı amma kaçmaya da muvaffak oldu..."
Gönderen
Hikayeci: Vecihi Batmaz
zaman:
14:38
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Drejo,
Osmaniye'den Hikayeler
10 Ekim 2010 Pazar
"Urfali amma Kürt degil!"
Çocukluğumda, yanımızda Drejo adında yaşlı bir Kürt çalışırdı. Aslen Urfalı, çok ince ve uzun boylu, şalvarlı, kasketli, yelekli ve gayet zeki bir adamdı. Asıl adı neydi, zannederim bunu halâ kimse bilmiyordur. Zaten "Drej" kelimesinin Kürtçe'de "uzun" anlamına geldiğini de çok sonraları öğrendim. Drejo da herhalde "uzun adam" anlamına geliyor olmalı. 'Çalışıyordu' dedim ama burada; 'yanımızda bulunuyordu' demek daha doğru olur. Zira, o dönemlerde (1960'lar...) Çukurova'da "geçim zorluğu" diğer bölgelere göre daha hafifti. Mahsül iyi para eder olmuş, çiftçiler de eskiye nazaran nispeten daha bir rahatlamışlardı. İşte Drejo da, kimbilir Urfa'dan Çukurova'ya ne zaman gelmişse gelmiş, Adana ve Ceyhan çevrelerindeki büyük çiftliklerde epey bir müddet çalışmış ve her nasıl ve ne vesile ile gelmiş, onu bilemiyorum ama yanımızda iken yaşlı bir adam olduğunu biliyorum.
Gönderen
Hikayeci: Vecihi Batmaz
zaman:
13:37
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Drejo,
Osmaniye'den Hikayeler
