Kör Şükrü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kör Şükrü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Ocak 2012 Cuma
Ben günde 40 defa...
Mekânımızın müdavimleri, Şükrü abiyi daha önce yayınlamış bulunduğumuz bir kaç hikayesinden mutlaka bilirler. Bu abimizin bir özelliği de, bekâr evinin de gönlü gibi her daim herkese açık olmasıdır. Bu yüzden de evinden misafiri, başından sıkıntısı eksik olmaz. Lâkin, bu misafirler içinde, misafir olma özelliğini çoktan yitirmiş olması gerekenler de vardır ve bunların en başında da Muhtar abimiz gelir. Ama Şükrü abimin ata-dede terbiyesi ile yoğrulmuş karakteri, Muhtar abimizi misafirlik statüsünden alaşağı etmesine bir türlü müsaade etmez. Bu sebepten, her ne kadar, her evine gelişinde Şükrü abime şöyle bir dokunup, onu sövdürüp saydırmadan duramasa da, o yine de misafirdir ve her şeye rağmen Şükrü abimden hep bir misafir muamelesi görür.
Şimdi, bu Muhtar abimiz, geçenlerde, yengemizin de şehir dışında olmasını fırsat bilerek; "bugüne kadar hep biz sana misafir olduk, yarın da sen bize gel abi..." diyor ve Şükrü abimizi, evine, sabah kahvaltısına davet ediyor. Muhtar abimden o güne kadar böyle bir teklif almamış olan Şükrü abim, bu teklifin altında mutlaka bir puştluk vardır diye düşünmeden edemiyor. Muhtar abim ise teklifinde ölesiye sebatkâr ve bir o kadar ısrarcı, lâkin ısrarın dozu arttıkça, Şükrü abimin içindeki şüphe de buna paralel artmakta. Bakıyor ki, ısrarın haddi hesabı yok, Muhtar abime dönerek diyor ki:
"Bak olum, madem beni davette bu kadar ısrarlısın, öyleyse sana önce bi fıkra anlatayım:
Gönderen
Hikayeci: Vecihi Batmaz
zaman:
06:22
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
(18+) Hikayeler,
Fıkralar,
Kör Şükrü
16 Aralık 2011 Cuma
"Ben o 500 Bini verdikten sonra..."
(+18 yaş ve üzeri olan okuyucular lütfen!)
Yalan yok; tembellik ettik, (Kör) Şükrü abimizin hikayelerini anlatmaya epey bir zamandır ara verdik. Öyleyse, bugünümüzü ona ayırarak onun başından geçen bir vakayı daha anlatıp, hiç olmazsa onu da kayda geçirmiş olalım.
Şimdi bu Şükrü abimiz çok yönlü bir adam olduğundan ve elinden gelmeyecek hiç bir iş olmadığından (ve tabii ki, mevzuubahs olan "ekmek parası" olduğu için), eskilerin dediği üzere; "teşebbüs-ü şahsi" dairesinde, tavukçuluktan filim yapımcılığına kadar, hemen hemen girmediği iş, başvurmadığı bir yol kalmamış gibidir. Rızk peşinde koşmakla geçirdiği meşakkatli yıllar boyunca, bir müddet "buğday tüccarlığı" yapmışlığı da vardır. Aslında şimdiki anlatacağımız hikayesinin buraya kadar anlattıklarımızla doğrudan bir ilgisi yok. Tek ilgisi, "buğday tüccarı" iken "tahsilatta yaşanan bir sorun için" ortağı Kurtuluş bey ile yaptığı Ankara seyahati ve bu seyahatinde başına gelenler... Bunları belirttikten sonra geçelim hikayeyi anlatmaya:
Efendim, yorucu ve stresli geçen bir iş gününü tamamlayan Şükrü abi, ortağından kendisini akşamlayacağı güzel bir yere götürmesini istiyor. Bunun üzerine çıkıyorlar Çankaya sırtlarına, oturuyorlar bir bara. Günün stresini kafasından bir an önce atmaya çalışan Şükrü abim, başlıyor kadehleri ardı ardına devirmeye!.. Aynı zamanda müzmin de bir bekâr olduğundan, kafayı bulunca sıra ister istemez geliyor uçkur meselesine... Ankara'yı bilen ise ortağı ve ayrıca da, boylu boslu, yakışıklı ve bu bezlerde çok tarak eskitmiş bir adam. Dolayısı ile iş ona düşecek. Şükrü abimin ise meseleyi bir şekilde açması ve "derdine" deva bulması gerekiyor. Ama Şükrü abi bu, öyle alttan alıp meseleyi suhuletle çözmekten hazzetmez. Onun stili başkadır. Diyor ki ortağına:
Gönderen
Hikayeci: Vecihi Batmaz
zaman:
02:25
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
(18+) Hikayeler,
Kör Şükrü
29 Ocak 2011 Cumartesi
Gölgesi 10 Dönüm olursa...
Gençliğimizin en hızlı zamanları... O zamanlar akşamları sık sık, Bahçe yolu üzerindeki "Çınaraltı" tabir edilen pirzolacılara "dağ malı" pirzola yemeye gidiyoruz. "Rakı-Balık" bunun yanında hakikaten halt etmiştir afedersiniz, o kadar lezzetli olurdu yani... Hoş, şimdi bırakın dağ malını, ova malına bile hasret kaldık, bu "ileri demokrasi hamleleri" sayesinde ya, o da ayrı mesele! Neyse, konumuza dönecek olursak; Allah affetsin, o gün yine bu Çınaraltı'nda yemiş içmişiz, gece yarısına doğru bindik arabaya dönüyoruz. Ekipte Kör Şükrü abi ve yeğenleri de var.
Gönderen
Hikayeci: Vecihi Batmaz
zaman:
04:04
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
(18+) Hikayeler,
Kör Şükrü
26 Ocak 2011 Çarşamba
İki Keklik Seke Seke...
Ne zamandır sizlere Şükrü abiyi tanıtmak istiyordum, demek kısmet bugüneymiş... Efendim, Şükrü Abi (nam-ı diğer "Kör Şükrü") ufak tefek ama deyim yerinde ise kaplan gibi bir adamdır. Amma, hani derler ya; "felek Mustafa'ya yar olmamış...", o da başka konu. Neyse, zaman içinde Şükrü abiyi daha detaylı tanıtırız sizlere diyelim. Zira bugün anlatacağımız hikayenin başrolünde kendisi yok. O, bu hikayeye şahit olup, nakleden adamdır.
Gelelim hikayeye:
Şükrü abi, o günlerde işi dolayısı ile Bahçe kazasında çalışıyor. O sıralar, Bahçe'nin önde gelen ailelerinden birinin sünnet mevlidi var ve Şükrü abi de davetli olarak orada bulunuyor. Misafirler, bahçede yan yana dizili sandalyelerde oturmuşlar, huşu içinde Kuran dinliyorlar. Zengin mevlidi olunca da, haliyle hoca sayısı da fazla. Tam yedi hoca, yanyana dizilmişler, biri bitiriyor, diğeri başlıyor. Tam bu esnada bahçe kapısından sakallı ve babayiğit bir adam giriyor. Mevlit sahipleri, adamın görüntüsüne bakarak, "hoca" olduğuna hükmetmiş olmalılar ki, adamın önüne düşüp, adamı, hocaların sırasındaki en son boş sandalyeye oturtuyorlar.
Gelelim hikayeye:
Şükrü abi, o günlerde işi dolayısı ile Bahçe kazasında çalışıyor. O sıralar, Bahçe'nin önde gelen ailelerinden birinin sünnet mevlidi var ve Şükrü abi de davetli olarak orada bulunuyor. Misafirler, bahçede yan yana dizili sandalyelerde oturmuşlar, huşu içinde Kuran dinliyorlar. Zengin mevlidi olunca da, haliyle hoca sayısı da fazla. Tam yedi hoca, yanyana dizilmişler, biri bitiriyor, diğeri başlıyor. Tam bu esnada bahçe kapısından sakallı ve babayiğit bir adam giriyor. Mevlit sahipleri, adamın görüntüsüne bakarak, "hoca" olduğuna hükmetmiş olmalılar ki, adamın önüne düşüp, adamı, hocaların sırasındaki en son boş sandalyeye oturtuyorlar.
Gönderen
Hikayeci: Vecihi Batmaz
zaman:
14:12
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Kör Şükrü,
Osmaniye'den Hikayeler
