Anlatacağımız bu hikaye de her halde, en az yüz yıllık vardır. Osmaniye'den bir gurup abdal Cebel'e düğün "çalmaya" gidiyorlar. Artık aynı gün müdür, ertesi gün müdür, üç gün sonra mıdır orasını bilemiyorum amma düğünü bitirip Osmaniye'ye dönme vakitleri geldiğinde, gün ikindiye dönmek üzere... Yani? Yanisi şu: Dönüş akşam karanlığına kalacak ve bu sebepten önlerinde iki seçenek var; ya mezarlıktan geçip kestirmeden gitmek, ya da normal yolu kullanıp geceye kalmak. "Mezerlik"ten gitmek eyi amma işin içinde "goncalıs" (goncolos / hayalet) olmasa! İşte, bir kısmı diyor ki, daha vakti var, mezarlıktan geçiverip gidelim. bir kısmı da diyor; "get baba, nemize lazım, geceye de kalacak olsak düz yoldan gidelim!"
Abdal Hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Abdal Hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Aralık 2010 Pazartesi
Sün Karabacak sün!
Gönderen
Hikayeci: Vecihi Batmaz
zaman:
23:49
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Abdal Hikayeleri
18 Ekim 2010 Pazartesi
İslamın şartı kaç ulan?!..
Efendim, bu abdallar malûm, davullu düğünlerin vazgeçilmez müzisyenleridir. Eğer o gün bir zengin düğünü çalmışlarsa, bahşişi de bol almışlarsa ertesi gün kendi aralarında mutlaka bunun bir kutlamasını yaparlar. Hatta, bu durumdan nâşi, bizim buralarda halk, "bir şeyleri kutlayalım, ya da bu akşam bir alem yapalım" manasına; "haydin, bu akşam bir abdal keyfi yapalım" derler.
İşte, yine böyle bir düğün sonrası, bunların keyifleri yerinde, kendi aralarında yiyor, içiyor, eğleniyorlar. Bir müddet sonra da kafaları bulup, birbirlerine giriyorlar. Taş, deynek derken, bir ikisinin kafası gözü yarılıyor tabi. Derken, bu "taşgalayı" (hır-gür, kavga, gürültü) duyan Jandarma geliyor, hepsini karakola dolduruyor bunların. Meseleyi soruşturan Başçavuş, bakıyor ki, meselenin dibi başı yok. Ne yapsın, bunları azarlayıp sonra da bırakacak ama böylesi de bunlara az olur, diye düşünüyor. Derken aklına bir şey geliyor. Bunlar da karakol duvarı dibine düzülmüş, hepsi de ayıkmış, mahçup mahçup beklemekteler zaten...Başçavuş diyor ki:
İşte, yine böyle bir düğün sonrası, bunların keyifleri yerinde, kendi aralarında yiyor, içiyor, eğleniyorlar. Bir müddet sonra da kafaları bulup, birbirlerine giriyorlar. Taş, deynek derken, bir ikisinin kafası gözü yarılıyor tabi. Derken, bu "taşgalayı" (hır-gür, kavga, gürültü) duyan Jandarma geliyor, hepsini karakola dolduruyor bunların. Meseleyi soruşturan Başçavuş, bakıyor ki, meselenin dibi başı yok. Ne yapsın, bunları azarlayıp sonra da bırakacak ama böylesi de bunlara az olur, diye düşünüyor. Derken aklına bir şey geliyor. Bunlar da karakol duvarı dibine düzülmüş, hepsi de ayıkmış, mahçup mahçup beklemekteler zaten...Başçavuş diyor ki:
Gönderen
Hikayeci: Vecihi Batmaz
zaman:
08:15
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Abdal Hikayeleri
15 Ekim 2010 Cuma
Azrail'in Puştluğu!
Abdallar ve bilhassa da abdal kadınları, hakikaten ilginç insanlardır. Hazırcevaptırlar, hiç bir lafın altında kalmazlar. Bir gün bu kadınlardan birinin kardeşi bir kazada hayatını kaybetmiş. Adam, kendi camialarında da önemli ve ileri gelenlerinden biri imiş ki, kadıncağız hadiseye dair söylenip ağlarken şöyle diyor:
"Benim galdasım, ezriyele ööle golayına can teslim edecek adam değil idi. Ezriyel pustluğunan aldı galdasımın canını!"
Yaa işte böyle! Yiğit adam dediğin böyle olur!. Azraile bile öyle "golayına" can teslim etmezler! Azrail canlarını alsa alsa ancak "puştluğunan" alabilir! :)))
...
"Benim galdasım, ezriyele ööle golayına can teslim edecek adam değil idi. Ezriyel pustluğunan aldı galdasımın canını!"
Yaa işte böyle! Yiğit adam dediğin böyle olur!. Azraile bile öyle "golayına" can teslim etmezler! Azrail canlarını alsa alsa ancak "puştluğunan" alabilir! :)))
...
Gönderen
Hikayeci: Vecihi Batmaz
zaman:
05:35
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Abdal Hikayeleri
12 Ekim 2010 Salı
Davran it Omar ağam davran!
Demokrat Parti iktidarı döneminde, "sırta giden" bir CHP'li olan Omar (ömer) Ağa'yı, herkes gıyabında "İt Omar" diye anıyor ama tabii ki, kimse bunu yüzüne karşı söyleyemiyor. Bir gün, Omar ağa bir düğüne geliyor. Bizdeki düğünlerde abdallar, düğüne gelen her misafiri davul-zurnayla karşılar, misafir, gösterilen yere oturup kahvesini içerken de, davulcu misafirin karşısına geçer, türlü numaralar ve havalar çalarak misafiri havaya sokar ve böylece dolgun bir bahşiş hak etmeye çalışır. Buna da "çaba" denir. İlk atılan para abdalların, ikinci atılan para ise düğün sahibinindir.
Gönderen
Hikayeci: Vecihi Batmaz
zaman:
13:55
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Abdal Hikayeleri,
Osmaniye'den Hikayeler
