Ferhat Şen Hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ferhat Şen Hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2022 Pazar

"Şükür, gotünen gurtardık!.."


Adana'nın köylerinden birinde, bir adam vurulmuş, hastaneye yatırmışlar. 

-Doktor sormuş: "Nasıl oldu? Seni kim vurdu?" 

  "Yo' beni kimse vurmadı." 

-"Peki nasıl oldu?" 

"Toktur Beağ, sen bizim Gannı Dere'yi biliñ mi, Gannı Dereyi?" 

-"Yok, bilmem" 

İşde ordakı bahçaya getdiydim. Tüfeağı dikmeye dayadım, sıç'oturdum. 
Tüfek nicceağa ataş alırsa, beni furdu. 
Eğar iki garış öteye oturaydım, saşma göbeağamden gireceağadi. 
Şükür, götünen gurtardık." 

Hemşireler kıkır kıkır gülüşmüşler. 
Hastayı servise yatırmışlar, öteki servislerdeki hemşireleri çağırıyorlar, 
"amca nereye oturduydun, hele bir söyle."

* * *
Yani diyeceğim; siz siz olun, bundan sonra "sıç'otururken" tüfeğinizi dayayacağınız yeri iyi tayin edin. Yoksa Allah korusun, her zaman bu amca gibi şanslı olmak zor iş!


28 Haziran 2013 Cuma

"Senin avradın da, benim avradın da!.."

                                                                                                                                                                      
Tarihe az biraz merakı olan, büyüklerinin anlattığı hikayelere az biraz kulak veren bir Türk çocuğu şunu rahatlıkla görür ki, Anadolu'da hayat geçiren Türkler, doğru dürüst bir gün yüzü görmemişler, savaşmaktan arta kalan zamanlarında dahi perişanlık ve fukaralık içinde ömür tüketmekten kurtulamamışlardır. 

Bu durum cumhuriyetten sonra bile uzun yıllar devam etmiştir. Bugün eskiye nazaran çok daha iyi bir durumdaysak bunu şüphesiz eksiği-noksanı ile cumhuriyet idaresine ve onu kuranların iradesine borçluyuzdur.   

Şimdi bu ön-hatırlatmayı şunun için yaptık ki, 1930'lu yılların sonunda dahi yüzyılların birikimi olan fukaralık Anadolu topraklarında halen sürmektedir. İşte o zamanlar, Toros dağlarının bir koyağında kurulmuş bulunan Pozantı'nın Yörük-Türkmenleri de, tıpkı memleketin diğer bölgelerindeki Türkler gibi bulundukları bu yerde hayat mücadelelerine devam etmektedirler. Kimi Çakıt suyunun kenarında bulabildiği avuç içi kadar bir yere bostan ekip ondan ümit beklemekte, kimi davar gütmekte, kimisi ise dağa oduna gidip bir ekmek parası çıkarmaya uğraşmaktadır. İşte bugünkü hikayemiz de dağa oduna giden iki arkadaşın hikayesidir. Aslında hikaye demekte ne kadar doğru, onu da bilmiyorum. Belki şöyle demek daha doğru olur: "Dağa oduna giden iki arkadaş arasında geçen ilginç diyalog."

8 Ocak 2012 Pazar

Allah gerek etmesin amma aklınızda da bulunsun...


Misafirperverlikte mutlaka ki, Türk milletinin üzerine yoktur. Bu güzel geleneğimizi, eskisi kadar olmasa da, bugün de sürdürüyor olmamız elbette memnuniyet verici bir durum. Lâkin, her işin olduğu gibi, bu "misafirliğin" de bir usulü, bir erkanı, bir adabı olmalıdır. Mesela, çok olağanüstü bir durum olmadıkça, öyle "selamünaleyküm" deyip, çat-kapı adamın kapısına dayanmak olmaz!.. Gündüzden çocukla haber salınır; "akşama müsaitseniz anamgil size oturmiye gelecekler" denir, "buyursunlar gelsinler" cevabı alınırsa da, kalkılır "akşam oturması"na gidilir.

Neyse, buraya kadar bir meselemiz olmayacağınızı biliyorum, bunlar zaten hep hepimizin bildiği işler... Bizim bugün asıl üzerinde durmak istediğimiz husus, bu "akşam oturmalarında" ölçüyü kaçırmamak üzerinedir. Buna güzel bir örnek teşkil etmesi bakımından, Pozantı/Kamışlı'nın değerli evladı Ferhat Şen ağabeyimizin anlattığı bir hadiseyi size burada hikaye etmeye gayret edelim ve meseleyi daha bir anlaşılır kılmaya çalışalım:

Efendim, demeye gerek yok, her şeyin bir haddi, hududu olduğu gibi, misafirliğin de bir ölçüsü, bir hududu vardır. Yani, misafirlik demek de adamın evine postu sermek, dilediği kadar yeyip içip oturup, dilediği zaman da kalkıp gitmek demek değildir. Ev sahibinin halini ve durumunu da gözetmek gerekir. Adam, evinin rızkı için gece gündüz dağlarda odun edecek, haftada bir evine gelecek, siz de bu adamın; o haftada bir gününü misafirliğinizle işgal edeceksiniz. Hadi ettiniz, sabah erkenden hamamını yapıp tekrardan dağa dönecek olan adamı, gecenin geç vaktine kadar tutmaya niyetlenmişseniz, o da haliyle buna karşı bir tedbir düşünecektir. Tıpkı aşağıda olduğu gibi: