Epeydir bizim "Drejo"dan söz etmez olduk, aklımıza gelmişken hemen onun bir hikayesini daha anlatalım da, üzerimizde hakkı kalmasın...
Drejo, Osmaniye'ye gelmeden evvel, epey bir zaman Adana'nın büyük çiftliklerinde ve köylerinde çalışmış. Zaman zaman, aklına estikçe, denk düştükçe oradaki anılarını anlatır, milleti güldürürdü. (Hemen söylemek gerekir ki, Adana'nın adamı; bizim buraların adamına nazaran daha bir haşindir, küfürleri ve şakaları daha bir ağırdır. Kısmı ekserisi, küfür etmek için ağzını açmayagörsün, -sümmü haşâ- Allah, kitap bırakmaz da, ne varsa yere indirir!...)
Adana Hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Adana Hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Şubat 2011 Çarşamba
"Benim avrat bunu duymasın!.."
Gönderen
Hikayeci: Vecihi Batmaz
zaman:
12:56
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
(18+) Hikayeler,
Adana Hikayeleri,
Drejo
18 Aralık 2010 Cumartesi
Ben böyle alışverişin...
Taşımacılığın kervanlarla yapıldığı dönemlerde, Adana'da bu işi tekelinde tutup, başka kimseyi de bu piyasaya sokmayan ve adına da DEVECİLER denir, bir aşiret var. Herhalde pazarda tek başına olmaktan doğsa gerek, türlü huysuzluklarla Adana esnafına çok çektirdikleri söylenirdi. İşte şimdi anlatacağımız bu küçük anekdot da bu konu ile ilgili. Bir gün esnafın biri, başına gelecekleri tahmin edebildiği için, getirttiği malın nakliye ücretini, hem muhtelif para cinslerinden, hem de bozuk para ve kâğıt para olarak ayrı ayrı hazırlamış, nakliyeci hangisinden isterse ondan verecek ve böylece de bir niza çıkmasına fırsat vermemiş olacak. Derken
Gönderen
Hikayeci: Vecihi Batmaz
zaman:
07:49
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Adana Hikayeleri
29 Kasım 2010 Pazartesi
Hacı Ömer Ağa (Sabancı)
Sabancı imparatorluğunu kuran merhum Hacı Ömer Sabancı'nın -her ne kadar Kayseri'nin Akçakaya köyünden olsa da- tam bir "Adanalı" olduğunu ve hep "Adana ağzıyla" konuştuğunu bilenler, iyi bilir. Bizler de yetişmedik ama ancak büyüklerimizden ve etraftan duyduğumuz kadarıyla tanıyabildik kendisini. Merhum, eski günlerinin alışkanlığı ile olsa gerek, elinin sıkılığı ile tanınırmış. Bir gün arkadaşları onu, "parayı yememek" konusunda sıkıştırıp, çok üstüne gidince merhum onlara şöyle diyor: "Ulan oğlum beni niye gınıyosunuz (kınıyorsunuz), ben bala düşük sinek gibiyim, ne yiyebiliyom, ne çıkabiliyom. Öyle yapışdım galdım!"
* * *
Anlatacağım ikinci hikayeyi de 60'lı yılların Adanasının sevilen hakimlerinden merhum Mustafa Efendioğlu'ndan dinlemiştim.
* * *
Anlatacağım ikinci hikayeyi de 60'lı yılların Adanasının sevilen hakimlerinden merhum Mustafa Efendioğlu'ndan dinlemiştim.
Gönderen
Hikayeci: Vecihi Batmaz
zaman:
10:29
0
yorum
Bunu E-postayla Gönder
BlogThis!
X'te paylaş
Facebook'ta Paylaş
Etiketler:
Adana Hikayeleri
