17 Eylül 2011 Cumartesi

"Tahan Bekmez Datlısı"


Her ne kadar "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur!.." desek de, kendi başımıza kaldığımızda birbirimizle uğraşmaktan, senlik-benlik davası gütmekten geri durmadığımız bir gerçek.

Tarihimize baktığımızda, elin gâvurundan ziyade, daha çok kendi kendimizle uğraşmış olduğumuzu görüyoruz.

Derler ki; Ermeniler, çocuklarına şöyle nasihat ederlermiş:

"Zemheride kurttan, harman zamanı Türk'ten uzak duracaksın!.." 


İşin doğrusu,-hele ki o sözün söylendiği zamanlar-bunda hakikat payı yoktur diyemiyoruz.

Çiftçiliğin en önemli geçim kaynağı olduğu dönemlerde-tecrübe ile sabit ki-ekinler başak tutmaya başladı mı, milletin yürüyüşü bile değişir, çatacak yer aramaya başlarmış. Bizim Çukurova'da hiç yoktan işlenen en kanlı cinayetlerin Mayıs ayına denk gelmesi, işte bu sebepten, yani boşuna değil!..


Bugün, konunun mahiyeti icabı, ister istemez iç karartıcı bir giriş yapmak zorunda kaldık. Amma velâkin, anlatacağımız bu hikaye, o kadar da kötü bir hikaye değil. Sadece, bizim millettin kimisinde "biraz fazlaca" bulunan "çekememezliğin" ifade ediliş şekillerindeki "zenginliği" göstermesi bakımından tarihi bir belge niteliği taşıyor, hepsi bu!..

* * *

Şimdi gelelim o hikayeye:

Efendim, daha önce "İçimden söyleyim derken..." adlı hikayemizde adı geçen "Nihat Paşa", kurtuluş savaşımızı başlatma çalışmalarının hazırlığı için yine Osmaniye'ye geldiği bir gün, Osmaniye'nin belli ailelerinden birinin büyüğü Nihat Paşayı bu defa da kendisi ağırlamak istiyor. Her ne kadar bugünlerde "belli aile" denince akla "zengin aileler" geliyor ise de, o günlerde öyle değil ve "belli aile" olmanın kriterleri başka!..

Her ne ise, Nihat Paşa ısrar karşısında bu daveti kabul ediyor ve Osmaniye'nin eşrafından diğer zevat ile birlikte davet sahibinin evine gidiyor. Serde "yokluk" olmasına rağmen, davet sahibi elinden geldiğince tavuklu bulgur pilavından, sac kömbesine, elinden geleni eksik etmemiş, neyi var ise ortaya dökmüş!.. Gel gelelim, yemek faslı bitip de sıra "tatlı"ya gelince, kimi "münafıkların" beklediği fırsat ellerine düşmüş. Zira, "tatlı" olarak, sofraya gele gele "tahin ve pekmez" gelmiş!.. Ne yapsın adamcağız, gücü ancak buna yetiyor!.. Amma, dedik ya, baştan beri paşanın bu adamın evini "şereflendirmesini" çekemeyenler, duramayıp bu daveti derhal dillerine dolamışlar ve hemen buna bir "dörtlük" yazıvermişler:

"Tahan bekmez datlısı
 Boz eşşekten atlısı
 Davet senin nene gerek,
 Hacı B......in bitlisi!.."

De buyur!..



0 yorum:

Yorum Gönder